101 Kavram Nedir




101 adet kavramın içeriğini yeniden gözden geçireceğimiz '101 Kavram' derslerinde bu kavramları yeniden ifade etmeye gayret edeceğiz.

Hazreti Peygamber Efendimiz insanların ihtiyaçları olan şeyleri beyan ederken kavramsal unsurlar üzerinde henüz tam anlamıyla bir tartışma olmadığı gibi kavramları da yerli yerine oturtturmuştu. Ne demek kavramları yerli yerine oturtturmuş olmak? Yani insan nedir, ne için yaşar, ne ile mutlu olur, neden mutsuzluğa ulaşır, ne onu sağlıklı kılar, ne sağlıksız yapar, hayatta beklentileri nasıl karşılanır veya hayata karşı duruşu neyini etkiler... Bütün bunları zaten Peygamber Efendimiz Aleyhisselam hadisi şeriflerinde en öz şekliyle beyan etmiştir.

Ancak sonraki dönemde özellikle Yunan felsefesinin, Çin felsefesinin ve Afrika'nın (Afrika'da biraz daha felsefi yapıda olmasa da inanç biçimiyle kamusallaşmış ya da oturmuş olan kavramlar vardır) bütün bu kavramları süreç içerisinde birbirine girmeye başladı. Bunlar birbirlerine girdiği zaman tarihte 3 tane önemli Fütuhat alimi zamanın gereğine uygun olarak bunları yeniden yerlerine oturtturmuşlardı. İbni Sina, İbni Farabi ve İmamı Gazalı Hazretleri sadece İslam dünyasının değil, bütün dünyanın üzerinde konuşmuş olduğu kavramların o dönem için ihtiyaçlarını beyan etmişti.

Şu yaşadığımız dönemeç ise aynı şeyin bir başka unsuru olarak karşımıza çıkmaya başladı. Daha da derinleşeceği bir döneme giriyoruz. O yüzden bir İslam aliminin bu 101 kavramı yeniden ve doğrultarak, çizgisini beyan ederek Kur'an-ı Azimuşşan'ın hakikati, Sünneti Seniyye'nin esasına uygun olarak yeniden beyan etmesi gerekir.

Bu 101 kavram normal şartlar altında İmam-ı Gazali Hazretleri döneminde de, Hazreti Pir Abdulkadir Geylani Hazretleri döneminde de medreselerde asli birer dersti. Medreselerin içi boşaltılırken içerikten çıkartılmış olan bir ders çeşididir. Yani tabiri caizse üniversiteye gidiyor olsanız, üniversite birinci ve üçüncü sınıfa kadar okumanız gereken derslerden biridir.

Neden?

Çünkü en klasik tabiriyle şunu söylemek lazım, eğer hayatınız boyunca yediğiniz elma çeşidi ekşi ise siz dünyanın bir başka yerine gittiğinizde adam da size dönüp, 'Bir elma ister misin' dediğinde, 'Yok canım istemiyor şimdi ekşidir onlar' dersiniz. Adam da der ki 'Burada tatlısı da var, ekşisi yok sadece.' Eğer adam bu açıklamayı yapmasa siz elmayı yememekle kalırsınız. Sebep? O güne kadar kavramsal olarak size elmayı sunanlar, doğal olarak oranın mevsimsel koşulları gereğince ya da ağacın çeşidi gereğince hep ekşi elma yemeye mecbur olmuşsunuzdur. Dolayısıyla sizin dünyanızda elma kavramsal olarak ekşi kalmıştır. Elma size göre ekşidir. Dolayısıyla bir başka memlekete gittiğiniz zaman elma yemeyi tercih etmezsiniz çünkü onu ekşi biliyorsunuz, canınız da ekşi istemiyor. 'Halbuki bunun tatlısı da var, tatlısı da ekşisinden fazladır bak' dedikleri zaman yeni bir lezzetle karşılaşmayı ummayanlar için bu bir tabu haline gelebiliyor.

Bugünde İslam dünyasının içerisinde elmanın dış kabuğu kırmızı olmakla beraber, artık elmanın ekşisi ve tatlısının yanında bir de acısı da var. Hatta içi çürümüş olanı ve zehirli olan elmalar da var. Ama kavramsal olarak adı elma. Dolayısıyla bu kavramların yeniden dile getirilmesi sadece İslam dünyası için değil, dünya için de bir gereklilik.

Bu 101 kavram tabiri caiz ise dünyanın akidesidir.

Bizlerde hem dünyayı yaşayan hem de Müslümanlar olarak eğer o kavramları doğru bir şekilde yeniden doğrulutmazsak, hayatımızın içindeki değerlerle karşımızdaki insanları bir kefeye koyuyoruz ve o kefeden değerlendiriyoruz. Elma satan her kişiyi ekşi satıyor zannediyoruz. Halbuki tatlısını satan da var temel tabiriyle.

Dolayısıyla bu ders, İbni Sina, İbni Farabi ve İmamı Gazali Hazretlerinden sonra İslam dünyasında yapılmış dördüncü büyük kavramsal anlamda yapılan fütuhattır. Aynı zamanda dünya tarihinde, eğer Roma ya da Grek anlayışına gidersek eğer, epistemolojik olarak da oranın en büyük fütuhatlarından biri olarak tabir edilebilir.

Bu kavramsal meseleyi doğru bir şekilde tanımlayamadığımız zaman ve bu tanımları doğru bir şekilde yerine oturturamadığımız zaman basit bir kelime ile örnek verelim, 'Müslüman'. Basit bir kelime dememizi tabiri caizse söylüyoruz. Çok müthiş bir kelime Müslüman olmak. Ama bugünkü insanlar açısından Müslüman kelimesi kavramsal olarak içinden öyle önemli şeyler çıkartılıp, öyle önemsiz şeyler dahil edilmiş ki; yolda yürürken adam sizi görüyor, 'Bu adam kot pantolon giymiş bu Müslüman değildir' diyor. Bu ve buna benzer örneklerle çoğaltabileceğiniz ve güncel hayatta görebileceğiniz meseleler üzerinden bu kavramlarla bir oyun oynuyorlar.

Eğer bizim gençliğimiz ve üniversitelerde ders veren hocalarımız bu 101 Kavram konulu fütuhatı takip ederlerse, bu karmaşadan doğacak ve doğmuş olan bütün ayrışmalar yeniden tamir olur inşallah.

İslam dünyası başta olamak üzere bütün dünya belki milyonlarca kavram üzerinde konuşuyor ama temel olarak dünyanın üzerinde çokça konuşmayı sevdiği bu ana 101 kavramı bu fütuhat 4 pencereden ele alacak.

Birinci pencere; o son yapılmış olan fütuhatlar ve dünyanın olaylara bakış açısı bozduruldığı zamandan başlayarak, -geçmişte bu kavram ne anlama geliyordu ve bu anlamın içeriğini ne hale getirip neye ulaşmak istiyorlar- onu verecek. Yani kavramın dün ne anlama geldiğini, bu anlam üzerinden yapılan oyun ile içi doldurulup başka bir şey konulunca nereye doğru gittiğini, bunun içerisinde insan eğer bu kavramı böyle yaşarsa ne hale gelir ve toplum bu durumdan bir bütün olarak nasıl etkilenir bunu anlatacak. Ondan sonra da bunun tanımını verip onu ifade edecek.

Bu 101 kavram özellikle üniversite öğrencilerinin ve hocalarının adım adım takip etmesi gereken derslerden birisi. Çünkü bize karşı yapılan bütün oyunlarda, bizim düştüğümüz bütün oyunlarda veya hayatımızı biçimlendirdiğimiz aşamaların her birisinde bu kavramlara vermiş olduğumuz değerler yüzünden bazı problemlerle karşılaşıyoruz.

Yani siz birisine olmadığı şekliyle nasıl ki bir değer verirsiniz, sonra o fazladan verdiğiniz değerden bir adım sonra, adam size gelir ufak bir hata yapar ve sizin gözünüzde çer çöp olur.

Örneğin, normal şartlarda arkadaşlarınız size bir şaka yapsa alınmazsınız. Aralarından bir kişiyi, Ahmet efendiyi oturuşundan, kalkışından, bir şeyinden etkilenip o adamı olmadığı bir noktaya getirirsiniz. Mesela çok aklı başındadır, çok büyük fikir adamıdır, karizmatiktir vs kendi iç dünyanızda Ahmet efendinin kavramsal düzeyini büyütürsünüz. Sonra Ahmet efendi yanınızdan geçerken, size arkadaşlarınızın yapmış olduğu şakalardan aynısını yapar. Arkadaşlarınıza tepki vermeyen siz, Ahmet efendiyi gözünüzde o kadar fazladan büyüttüğünüz için o şakayı ona yakıştıramaz ve onu yerle yeksan edersiniz.

'Ya sen adam değilmişsin, ben de seni bir şey zannediyordum.' dersiniz.

Halbuki Ahmet efendi şey olduğunu sana hiç bir zaman göstermemiştir. Kendisinde bir üstünlük olduğunu iddia etmemiştir veya üstün bir insan şaka yapamaz sonucuna sen nereden vardın gibi sonuçlar ele alınırsa; bu en basit tabiriyle Ahmet efendinin kul hakkına girmektir. Çünkü Ahmet efendiyi siz kendiniz şekillendirdiniz. Kafanızda bir şekil çizdiniz, kavramsal bir noktaya koydunuz ve o yaptığı şakayla her şey yerle yeksan oldu.

Dolayısıyla bugün tasavvuf dünyası içinde bunu söyleyebiliriz.(Konuyu başındayken detaylı anlatıyoruz ki iyice anlaşılsın, ne yaptığımızı bilelim diye)

Örneğin bugüne kadar kavramsal olarak 'Şeyh' kavramı için('Mürşid'likten ziyade 'Şeyh' kavramının içinde) İslami kesimde ve İslami olmayan kesimde 2 ayrı durum var.

İslamı din olarak kabul edip, dindar olarak yaşamayan insanlar için şeyh; adamın aklını başından alan, adamın hayatını mahveden, adamın bütün zevklerini elinden alan, kendisine bir grup kurup o grubun üzerinden hayatın keyfini süren adamdır. Bugünün Türkiyesinden bahsedersek bu ülkenin bir kısmı buna inanıyor. Ama kelime ne? Şeyh.

Şimdi bu tarafa geçiyoruz. Bu tarafta dinini yaşayan, namazını kılan, oruçunu tutan, Kur'an-ı Kerim'i okuyan insanlara geldiğimiz zaman ise 'şeyh' kelimesinin altını da onlar öyle bir doldurmuşlar ki, önemli bir kesim; şeyh gülmez, şeyh çok yemek yemez, şeyh müritleriyle şakalaşmaz, şeyh ayrı bir yerdedir ve apayrı bir adamdır, yukarılardadır, gizemlidir vs.

Dolayısıyla dikkat edin aynı kelimenin bir tanesi bambaşka bir adam, bir tanesi bambaşka bir adam. Öyleyse dünyada bir zatın çıkıp, bir alimin çıkıp şeyh kelimesinin kavramını insanlara yeniden izah etmesi lazım.

Şu Kur'an-ı Azimuşşan dahi tabiri caizse şu fütuhatın penceresinden bakınca, bize yalnış bildiğimiz kavramları doğrultarak öğretmiş olan kitap değil midir? Allah'ın ne olduğunu ve ne olmadığını, Peygamberin ne yapabileceğini ve ne yapamayacağını, insanların ne yaparak mutlu olacağını ne yaparak mutsuz olacaklarını ifade ede ede bizim de kavram dünyamızda ana arteri belirlemişlerdir.

Sonradan bu kavrama ek yapmış olanların eklerini kırpıp hakikati beyan etmezsek, Fatiha Suresinde beyan edilmiş olan esasınca, 'Bizi sırat-ı müstakim üzere hidayete erdir' beyanatını doğru bir şekilde yaşayamayız.

O yüzden kavramların manasını ve bu mananın hayatımızda meydana getirdiği etkiyi doğru bir şekilde anlamaya mecburuz.

Fatiha Suresinin 2. ayeti kerimesi olan  Ayetiyle İbni Farabi Hazreti özellikle bu Ayetin merkezinden yola çıkarak bu kavramları beyan etmişlerdi.

kelimesiyle İmamı Gazali ve İbni Sina buradan hareket etmişlerdi.


Bizim fütuhatımız ise  Ayeti Kerimesi üzerinden kavramları, onların söylediklerinden farklı olarak değil ama günümüz insanının ihtiyacına göre yeniden beyan ediyor.

Neden?

Çünkü o gün yaklaşıyor. Öylesine yaklaşırken o kıyametin alametleri hayat biçimimizde daha fazla etkin hale geldiler. O günün dünyasında kavram sayısı az olduğu gibi insanlar bir şeye baktıklarında aynı şeyi görebiliyordu. Problemleri neydi? Bilmemek. Eskiden insanlara bardağı gösterip 'Bu bardaktır' dediğiniz zaman o güne kadar bardağı kimse görmediği için mesele bitiyordu. Ama bizim şimdi yaşadığımız dönemde şöyle bir sıkıntı var, 'Bu bardaktır' dediğinizde bir kısım insan buna çıkıp 'Su bardağı', diğer kısım buna 'İçki bardağı' diyebilir ve işte problem de burada başlıyor.

Dolayısıyla bardağın içine konulan şeylerle olayın odak noktası değişiyor ve insanların birbirlerine karşı gerek ön yargıyla, gerek hakkını yiyerek tutumları bir başka noktaya varıyor.

O yüzden bizler geçmiş-gelecek-insan ve toplum çerçevesi içerisinde bu kavram karmaşasını ortaya çıkarmaya çalışanlara karşı bu hareketi beyan etmek zorundayız.

Bir kavram karmaşası çıkarmaya çalışıyorlar çünkü bu kavramların kendisini ortadan kaldırmaya çalışsalar mümkün olmuyor. Yani insanların 'İslam' kelimesini artık dünyada defterlerden ve kitaplardan silme imkanı olmadığı için, 'İslam' kavramının içine bu sefer şunu koymaya başladılar; 'Madem ki ortadan kaldıramıyoruz, içeriğini değiştirelim.'

Nasıl değiştirelim?

Örneğin; İslam cehaleti körüklemiştir, İslam terörizmi körükler, İslam vahşettir...

Bu ülkeden bakınca belki bizlere garip geliyor ama bugün dünyanın pek çok Avrupa ve diğer Batı ülkelerinde Müslüman bir insana bakış açısı epey bozuldu. Bu algının kırılması için bizim o kavramları bilmemiz, anlamamız ve o kavramları öyle kullanıp öyle yaşamamız gerekiyor.

Bu kavramlardan birincisini Fütuhat 'Mutluluk' olarak seçmiş. Mutluluk kavramını bir sonraki yazımızda paylaşacağız inşallah.

Kaynak: Fütuhatı Seyyid Muhammed Ruhi

ETİKETLER
101kavramdersler