Rabbimizin Dilekleri Her Şeyi Kuşatmıştır


Akaid Dersi: 1. Bölüm


Adam Deizm belasına düştü, Seyyidimizin kitaplarını okudu bu beladan Biiznillah kurtuldu. Ateizme düştü, kurtuldu. Güncel felsefenin getirmiş olduğu yeni anlayışların bir kısmına tutuldu, akidesi bozuldu veya bir takım farklı inanış biçimlerine doğru kaydı... Sonuç itibariyle Allah'ın izni ve ikramıyla dönüp iman ile müşerref olduğunda, Rabbinin kim olduğunu bilmek ve O'nu tanımak istediğinde Tevhid'in şerhi olan akaidin ibaresi gerekir kendisine.


Aynı zamanda Müslümanlar için bir ihtiyaçtır. Öyle büyük bir ihtiyaçtır ki bugün sokakta mezhebini sorsanız insanlara klasik olarak İmamı Azam, İmamı Hanefi, İmamı Şafii, İmamı Hanbeli, İmamı Maliki olarak kendisini ibarelendirebilir. 


"Evet ben bir şafiiyim" der. Ama "Akaidde kime tabisiniz" ya da "Kimin sözünü kendinize mihenk edindiniz" dediğimizde, bugün İslam toplumunun  %90'ının yakını İmamı Maturidi'yi, İmamı Eşari'yi ya da İmamı Azam'ın 'Fıkhul Ekberi' gibi o devasa eserleri bilmediğini göreceğiz. Bunun yanında bir 
Müslüman'ın tevhid akidesinde ve ehli sünnet anlayışında kalabilmek uğrunda ihtiyacı olan esaslardan da bir haber olduğunu göreceğiz.

Aynı şekilde bu büyük imamların beyanatlarının içerisindeki hikmetler, her çağın içerisinde yenilenmeye mecburidir. Sebep şundandır, akaid ilminin Türkçesi, bir Müslüman'ın, iman üzerine yaşayabilmesi için; Rabbinin hangi özelliklerinin olduğunu, O'nun nasıl bir yaratıcı olduğunu, vasfının gereklerini, yani imanın içerisinde var olması için gereken bütün meseleleri içinde barındıran bir ilimdir. Ama hakikat, ilm-i akaid; şerh-i tevhiddir. 


Allah Resulü Aleyhisselam'ın döneminde bir akaid ilmi diye bir ilminden bahsetmiyoruz. Çünkü Allah Resulü yaşamakta, Sahabei Kiram yaşamaktalar.


Zaman içerisinde birileri çıktı, 


Mutezile gibi, (Akılcı bir mezhep olan Mu'tezile, bazı âyet ve hadisleri Ehl-i sünnet'ten farklı biçimde yorumlamış ve bu yorumlarında akla öncelik vermiştir.)

Hariciye gibi, (Hazreti Ali bir Harici tarafından şehid edilmiştir.)
Kaderiyyicilik gibi, (Kader inancını reddeden düşünce ve inanç akımı.)
Ceberiyye gibi... (İnsanın iradesi de hürriyeti de yoktur der.)

Farklı düşüncelerle yani her dönemde aklın kurgusuyla Tanrı'yı (Tanrı diyoruz çünkü bunlar ehli sünnet vel cemaat olmaktan çıktılar bu düşüncelerle), Cenabı Hakk'ı kendi fikriyatlarıyla tabiri caizse haşa yönlendirip "Böyle değil, böyle yapar" diyerek kendilerine yeni bir inanç mekanizması oluşturduklarında; işte o tarihlerde imamlar ortaya çıktılar ve dediler ki; "Hayır. Kuran'ın şu ayeti kerimesi, hadisi şeriflerin şu beyanatı hükmünce, sahabenin ve ehli beytin bu konuya getirmiş olduğu delillerin karşılığınca akidenizde yanlışlıklar vardır, doğrusu bunlardır" diyerek eserlerini bina ettiler.


Her bir eser, 'La İlaheillallah Muhammedur Resulullah' kelimesinden doğdu. Çünkü bizler Müslüman olmak için iki kelimeyle ayakta duruyoruz. Biri 'La İlaheillallah Muhammedur Resulullah', diğeri şahadet; 'Eşhedü enla ilahe İllallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulüh'...


Kelime-i tevhidin şerhi her dönemde nefsin karşısına çıkan her problem sonucunda yeni fikriyatla karşılaşacaktır doğal olarak. Kelime-i tevhidin içeriği, Rabbimizin zati ve subuti sıfatları; Cenabı Hakkın sıfatları nelerdir, onun yaratıcılık özelliğinden ne anlarız, 'amentü' bize ne anlatır bütün kitaplar yazıyor. 


Ancak karşımıza çıkan küffardan doğmuş, ehli sünnetin içerisinde zerk edilmeye çalışılan her anlayış İslam dünyasını bir noktada akidesini bozmak üzere minval çizmeye kalkar. Mutezile ve Ceberiyye bunun meşhur olmuşları.


O zaman da akaid alimleri akideyi sağlam kılmak, Müslümanları bu tuzaklardan uzak tutabilmek için; "Rabbimizin şu sıfatlarına karşılık sizin bu sözünüz terstir, Rabbimizin şu ayetleriyle bu sözünüz terstir, O'nun varlığına zati ve subuti olan bütün ahkamına terstir. İşte bu sebepten siz, Resulullah Aleyhisselam'ın bize vahyi ilahi ile inzal olunmuş şeklinde hal bulup aktarımında hataya düştünüz, kendinizi düzeltiniz." dediler. 


Resulullah Aleyhisselam'dan sonra bu düzenlemeler genellikle 1000'li yıllarda yoğunluk addetmiştir. O tarihten sonra şu yakın çağa kadar akaid babında da genel itibariyle İmamı Maturidi ve İmamı Eşari hazretleri gibi meşhur olmuş zatların akideleri hem bugün hem kıyamete kadar geçerli olacak.


Bu dersin maksadı 3 tür.


Birincisi, bizden önceki imamlarımızın koymuş olduğu tevillerin anlaşılması için beyanatlarını sunmak.


İkincisi ve üçüncüsü, tevhidin şerhinde bir Müslüman bugünden kıyamete kadar karşısına çıkabilecek ve çıktığında veya o yöne kayarsa(Allah korusun); tevhidinde, inancında, iman akidesinde Rabbiyle arasında yapmış olduğu mukavelede -tabiri caizse- hataya düşmemesi için ona beyyineleri(kanıt) sunacaktır. 


İmamı Maturidi ve İmamı Eşari hazretleri de Mutezile'ye karşı, Ceberiyye'ye karşı muhteşem cevaplar vermişlerdir. Eğer okuduysanız 'Deistin Zikri' kitabında, Mutezile bu çağda neyi ifade etti onu izah ettik. Onu izah ederken bu düşünce biçimlerinin güncel beyanatlarını sunduk.


Dolayısıyla öncelikli olarak işimiz, Rabbimizi tanırken bugün tevhidimizi bozan anlayışlar nelerdir ve Rabbimizi tanırken O'nu yanlış tanımamıza vesile olacak nelerdir onu anlamaya çalışacağız. Yoksa İmamı Eşari hazretlerinin sözünün üzerine bir söz de eklenmeyecek, içinden bir şey de çıkmayacak çünkü akaidin kendisi zaten o. Ancak hem o kitapları okuyan Müslüman gençler kalmadığı gibi hem de bugün o kitabın o devirdeki muhatapları olan ehli küffar ile ehli sünnetten çıkmış olan dalalet ehlinin şekli, şemaili, söylemi, kıyafeti, rengi, kokusu değişti. Onların bu söylemlerine karşı şu kitabın birinci kısmından sonuna kadar biz Rabbimizi O'nun gönderdiği Peygamberleri ile vahyin inzalinde bugün tevhid akidesini bozacak olan unsurları yeni bir akaid anlayışıyla değil; akaidin bugünkü ihtiyaç olunan beyanatıyla anlaşılabilir ibarelendirmeye kavuşturmaya niyaz ediyoruz.


Her bir Müslüman gencin bu dersi dinlemesi, okuması kafi değildir. Öyle ki en az 4 defa, 5 defa, 6 defa tekrar etmesi, dinlemesi, okuması, hayatının merkezine koyması lazımdır. Çünkü bu derslerle göreceğiz ki zati ve subuti sıfatlarını ezberlediğimiz Cenabı Hakkın ezberden yürüdüğümüz akidesine ters düşebilecek pek çok fiile ne yazık ki civarımızın hatalarından dolayı düşmekteyiz.


Müslümanın akidesini nereden bozmaya çalışıyorlar, bir müslümanın akidesi nereden bozulmaz ve nereden bozulabilir onu ifade edeceğiz inşallah. Çünkü yer yüzünde bize ikram edilmiş en büyük ikram evvelen bizzat Cenabı Hakkın takdir ettiği iman ve o iman ile tanıyabilmeye müşerref olduğumuz Resulü Kibriya Aleyhisselatu Vesselam olup o nimetlerin en yücesidir. Çünkü niye? Biz onunla birlikte Cenabı Hakkı tanıyabilme fırsatına kavuştuk. 



Bütün dünyada İslam haricinde diğer din, anlayış ve felsefelerin Tanrı'ya neyi atfettiklerini anlatacağız. Eğer o atıfların içinde bizim de zanlarımız varsa bizi de Cenabı Hakkın o zanlardan kurtulması için bu ilme mecbur olduğumuzu göreceğiz.


Çünkü bir adam, akidesi bozuk, akideden çıkmış haberi yok ama namazına orucuna devam ediyor bir diğer taraftan da Cenabı Hakka secde ettiğini zannediyor halbuki arasındaki mukavele bozulmuş.


Sadece bir güncel örnek verip derse başlayalım. Fütuhatlar esnasında zamanın birinde bir abimizin talebiyle bir hanımefendi ile tanışmıştık. Küçük kızcağız ateist olduğunu iddia ediyordu.


"Ben ateist oldum" dedi. 


Müslüman bir ailede yetişmiş bir kız çocuğu. Kalkıp gitmiştik yanlarına, çocukla biraz konuştuktan sonra biraz açıldı mesele, olay nasıl başladı onu çözmeye çalışırken dedi ki bize;


"Benim 25 yaşında gencecik bir abim vardı. O zaman ben 8-9 yaşında bir kız çocuğuydum. Onu çok severdim ve bir trafik kazasında kaybettim. O gün dedim ki (haşa) sen nasıl bir Tanrısın ki bütün dünyada herkesin abisi dururken sen benim abimi benden aldın (haşa) sen bir zalimsin. Madem ki böyle bir zulüm var insanın Rabbi zalim olamaz öyleyse bu ateistlerin dediği doğrudur (haşa) Allah diye bir şey yoktur" dedi.


Şimdi 9 yaşında bir çocuğu bu minvale bu çağda ulaşması için ona birilerinin bir şey  söylemesi gerekir. Çünkü ciddi bir karar bu, imanınızı bir kenara bırakıp yoktur artık diyorsunuz, 9 yaşında bunu yapmanız için yanı başınızdaki birisinin size bir şey söylemesi lazım.


Sonra annesini çağırdık içeriye. Hanımefendi içeriye girdiler ve ilk sorumuz doğal olarak şu oldu, "Hanımefendi siz Müslüman mısınız?" 


Dediler ki "La İlaheillallah Muhammedur Resulullah, ben Müslümanım kızım ateist oldu."


"Peki kızınız 9 yaşındayken elim bir hadise yaşamışsınız. Bu hadisenin içerisinde 20-25 yaşlarında gencecik bir erkek evladınızı kaybetmişsiniz. Bu durumda evinizde sizin vermiş olduğunuz tepki neydi?"


Hanımefendi durdu, bir anda gözleri doldu, "Evet, gencecik çocuğumu kaybettim. Benim gencecik çocuğum yaşasaydı ne olur ki? Benim gencecik çocuğum öldü ben sokaklara çıkıp genç çocukları görünce her seferinde ağlıyorum. Bu şimdi bize eziyet olmadı mı" dedi...


Film orada anlaşıldı.


Kadıncağız kendisini hala İslam akidesine birebir uyduğunu zannederek 9 yaşında çocuğuna Rabbinin kendisine zulmettiğini ağıtlar yazarken yapmış ve çocuğunu ateist yapmıştı.


"Ya Rabbi bu da mı bizim başımıza gelecekti... Ya Rabbi gencecik çocuğumu bana bağışlasaydın ya... Niye benim çocuğum..." dedi ve bu sözler farkında olmadan 9 yaşında bir kız çocuğunun "Artık ben ateistim" demesine sebebiyet verdi.


Mesele biraz daha uzuyor ama o gün şu biraz daha kavranılmış oldu; Müslümanların akidede ki muhteşem ve ne yazık ki yüksek bilinçsizliği ağızlarından çıkan şeyin muhatabının ve mecburiyetinin nerelere sebebiyet vereceklerini bilemedikleri o kadar aşikar bir dönemde yaşıyoruz ve bu aşikare dönem herkesin dilinde o kadar rahat beyan ediliyor ki küçücük dimağ sahibi o çocukların ateist olabilme imkanına meydan veriyor. 


Öyleyse ey anneler babalar İslam akidesinde ki bilgimizde dehşet derecede büyük deliklerimiz var. La İlaheillallah Muhammedur Resulullah kelimesiyle Rabbimize verdiğimiz sözü yerine getirdiğimizi zannederken akidemizin dışına çıkmış oluyoruz. 


Öyle değil mi? Fakir oluyor adam "La İlaheillallah Muhammedur Resulullah ben Müslümanım" diyor. Sonra yoldan giderken bakıyor diyor ki "Yav şu adam benden daha akılsızdır daha zengin... Şu adam yalan söylüyor ben yalan söylemiyorum ama o daha zengin... Şu adam benim babamın yanında çıraktı şimdi fabrikatör oldu benden daha zengin..." 


O anda da çocuğunun elinden tutmuş gezdiriyor. Ee çocuk diyor ki herhalde babamın iman ettiği Rabbimiz babamı sevmiyor. Çünkü baksana babam fakir bırakılmış. Sanki bilinçli bir şekilde, etrafı zengin kılınmış. Böyle Rabbimiz olur mu (haşa) babama bunu yaşatandan bende nefret ediyorum." demesi bilinç itibariyle gayet normal.


Öyleyse şu ders devam ederken göreceğiz ki mesele Cenabı Hakkın zati ve subuti sıfatlarını ezbere bilmek değil; mesele o sıfatların karşılığı olarak bugün Dünya'da hangi cümleler kullanılıyor, o cümlelerden hangisi bizim hayatımızın etrafımızda dönüyor veya bizim ağzımızdan çıkan hangi sözler bizi ve evladımızın iman akidesinden çıkmamıza sebebiyet veriyor bunu anlayabilmek için ders bu manada mühimdir.


O halde O'nu tanımanın ilmi ile başlamaya mecburuz. Rabbimiz kimdir? Çünkü o bize Alak Suresinde şöyle buyurmuştu,


''Oku Rabbinin İsmiyle." (Daha önceden beyan etmiştik, tekrardan insanlar hatırlasın; Kur'an-ı Azimuşşan'ın insanlığa ilk emri "Oku" değildir. İlk emir "Rabbinin Adıyla Oku"dur. Rabbinin adının olmadığı yerde okudukların ziyanu ziyandır ki akide dersi o okuyanların da ne hale düştüklerini anlatır.)

İnsanın yaratılışını beyan ettiği şu hakikat ile Rabbimizin Kerem sahibi olduğu beyan edilirken, ikramı ziyadesiyle insana takdir eden Cenabı Hakk, düşünebilme, yaşayabilme ve bunlardan daha alası olan iman nasip ettiğinde inanabilmeyi ikram etmiştir. Bizlerde Rabbimizin o ikramına karşılık öncelikle ikramın muhatabı olarak O'nu tanıyabilme yolculuğuna başlamak zorundayız. 


Kimdir Rabbimiz? 


Kim olarak adlandıramayız Rabbimizi? 


Ve bugün civarımızda cümleler dolaşırken nedir hakikat?


Rabbimizin yaratıcılığını iyi anlamamız lazım. Herkese sorsan herkes şunu söyleyecek, "Bundan kolay ne var hepimiz biliyoruz Rabbimizin bizi yarattığını." 


Şimdi şu doneleri saymaya başlayınca, söz meclisten dışarı, sokaktaki adam inandığı yaratıcının yaratıcı özelliklerine ne kadar vakıf veya dışarıdan duyduğu cümlelerle bu özellikten ne kadar sıyrılıyor ona bakmak lazım.


Ali İmran Suresi 6. Ayeti Kerime'de Hazreti Allah şöyle buyurur;



''O ki size Rahimlerde dilediği gibi suret verendir. O'ndan başka hiç bir ilah yoktur. Galibi mutlak ve hikmet sahibidir.'' 


Birinci madde odur ki; O'nun dilediği her şeyi kuşatmıştır. Yaratıcını tanırken önce şunu farketmemiz lazım, onun dilekleri her şeyimizi kuşatmıştır.


Bir yaratıcının yanında, şu anda piyasada çokça dolaşan bir cümle var; "Evrenden iste." 


The Secret kitabı dünyanın en fazla satan kitaplarından biri olarak İslam akidesini yerle yeksan ediyor. Bugün kapı kapı gezin bütün Müslüman ailelerin evlerinde çocuklarına başarılı olsun diye "Hadi oku evladım bak başarının formülü yazıyor bu kitapta" diye herkese dağıttılar. 


O kitapta ise ana tema şu; dileklerini evrene gönderin. Dileklerinizi dile getirin, evren sizin için çalışsın. Kitap bunun üzerine.


Türkiye'de ki satış miktarı 8 milyondan fazla. Liselerde, ortaokullarda hepsinde dağıtıldı çocuklara aileler tarafından. Öğretmenler tarafından "Aman okutun bu insanda başarıyı ve motivasyonu arttırıyor" dendi...


Halbuki bütün dilekleri kuşatmış olan Cenabı Hakk idi.


Bize 1400 yıldan beri ve hatta Hazreti Adem'den beri var olan duanın ve talebin sadece Cenabı Hakka yapılacağı akidesini bu kitap tatlı sözlerle altüst ederken, Müslüman aileler de dediler ki;


"Artık bizim çocuk kendine geldi."


Niye?


Şimdi çocuk kalkıyor sabahleyin, kitapta öyle anlatıyor, efendim diyor, "Sabahleyin kalk güneş doğarken, 'merhaba' de kuşlara böceklere. Sonra de ki 'ey evren bugün senden mutluluk diliyorum, bugün senden şifa diliyorum, bugün senden güzellikleri önüme sermeni bekliyorum."


Şimdi aslında çocuğun yaptığı şey, o gün yaşayacağı her şeyi yaşamadan evvel pozitif manalar takmak. Pozitifi yüklendi dışarıya çıktı. Her gün mesela normalde köşedeki simitçiden simit alıyor, her gün aldığı simit; o gün daha lezzetli gelmeye başlıyor. "Aa bak söylediğim sözler yediğim şeyi daha lezzetli hissetmeme sebebiyet verdi" diyor. "Simitçi sanki gülümsedi bana. İşe gittim veya okula gittim, öğretmenim bugün biraz daha güleç geldi bana. Arkadaşlarım biraz daha yakın davrandı bana. Bir de sınava girdik hep 50-60 alırım ya bir baktım 80-90 aldım." diyor.


Nefsini ilah edinme yolunda nefis çok tatlı bir firavundur. Acı tatlı bir firavundur. 


Nefis şeytan ile arkadaşlık kurgulayarak senin şahsi motivasyonlarını arttırıp, mevcutta zaten olan olayları bir üstte hissedebilmen için tabiri caizse vücudunun algılarını kendi elinle arttırmış oluyorsun ama geçmiş olsun İslam akidesinden çıktın.


Çünkü Ali İmran Suresinde ''Rahimlerde dilediğim sureti veririm'' diyen Cenabı Hakk şunu ifade etmiş oluyor,


"Ey insanoğlu daha rahminden başlayarak, öleceğin ana kadar benim dileklerim her tarafını kuşatmıştır."


Nedir o?


Allah diledi su 100 derecede kaynıyor. 

Allah diledi Güneş doğuyor ve batıyor. 
Allah diledi Ay şu gün dolunay oluyor. 
Allah diledi, iki kolun iki bacağın var. 

Ne olduysa, ne oluyorsa hayatında fiziksel, kimyasal, biyolojiksel, matematiksel olarak, geometrik olarak neyle karşılaşıyorsan hepsi Allah'ın dileğidir.


Orada insanoğlu ise şunu diyor, hatta Müslümanlar çokça söylüyor bunu, "Ya Rabbi biz senden bunu diliyoruz, sen bunu yap."


İyi ama Rabbimizin dileği olmadan bizim dileklerimizin karşılığı yoktur. Rabbini kendi dilekleri üzerinde şekil ve minval vermeye gayet; akidede zafiyettir.


Yani bir örnek vermek gerekirse, kişi fakirdir. Cenabı Hakktan doğal olarak dilekte bulunur.  Resulullah Aleyhisselam'ın da emriyle, hadisiyle beyan edilmiştir. ''Ayakkabımın bağı kaybolsa Rabbimden talep ederim.'' 


Şimdi adam evet talep ediyor Rabbinden zengin olmayı ancak; Rabbinin dilemediğini nefsi kabul etmiyor, bir süre sonra adam da kabul etmiyor. "Ya Kabe-i Muazzama'da dua ettim olmadı. Evliyadan istedim olmadı. Şuradan istedim olmadı. Buradan istedim olmadı." diyor. Hiç bir zaman "Rabbim dilemedi olmadı" demiyor.


Bu noktada şunu unutuyoruz, kişinin dilediği O'nun hükmü dışına çıkamaz.


Bir şeyler dileyebiliriz ama dileklerimiz onun hükümleriyle çerçevelenmiştir.


İnsanların akide ilmini tam mahiyetiyle öğrenme mecburiyeti buradan doğar. Bu ilmi anlayıp kavrayamayan kul olamaz çünkü üstünüzdeki zatı tanımayınca insan köleliğini kabul edemez. İnsanın nefsinin en zor kabul ettiği şey, üzerinde bir şeyin tahakkümat kurmasıdır ki Rabbimiz bize her sahada büyük bir tahakkümat, hikmet ve azamet ile kuşattığını beyan ediyor. 


Bu 'El Aziz' ve 'El Hakim' ismi şeriflerinin tecellisi ile O'nun galibi mutlak olup, azameti ve hakimiyetini hikmet ile yeryüzünde var oluğunu bilmek ise; bu süreç içerisinde akidede bir sonuçtur. Yani 'işin içinde bir hikmet vardır' bilincine bugün Müslümanlar sahip değil.


Akideyi bozan hallere bir örnek vermek gerekirse, şimdi bütün şirketlerde, bütün savaş mahalli için çalışan askeriyede bürokraside nihai bir çetele tutulur. 


Nedir o? 


Bir şey yapmaya çalıştık. Yaptığımız şey olmadı, olmama sebeplerini alt alta yazalım ki neden olmadığını bilelim. Daha sonraki aşamalarda aynı hataya düşmeyelim. 


Bunu yapabilirsiniz gayet doğal ve güzel bir şey. Ancak adam yazdı yazdı yazdı listeyi; "Ahmet gelmediği için olmadı, Mehmet ışığı yakmadığı için olmadı" vs bütün bunları elbetteki yeniden düzeltmeye gayret edeceğiz. Ahmet'i, Mehmet'i çağıracağız yapması gerekeni söyleyeceğiz. Ancak eğer bütün bu olayın sonucunu tamamen bu adamlara bağlayarak Rabbinizin dileğini bir kenara bırakırsanız bir süre sonra şu oluyor; ben beceremedim, o beceremedi, şu beceremedi.


Dikkat edin, şuan İslam tarihinin tamamında şu kelime unutulmuştur; "Evet biz hata ettik. Hatamızın karşılığını Rabbimiz bize diledi. Başarısızlığımızı da Rabbimiz diledi" diyen yok. 


Rabbimizin dileğinin her şeyi kuşattığını bu manada unutmuş durumdayız. 


Ancak bu yaptığımız hataları Rabbimize atfetmek manasında değil; bütün hatalara sebebiyet veren, akide itibariyle, nefsimizin düçar olduğu haldir ve o düçar olduğumuz halden Rabbimizin hükmü ile bina olur...


Şu anda bütün dünyada yeryüzünde anne ve babaların beraber olduklarında, cinsel ilişkiye girdiklerinde çocuğun her şey normalken olmaması durumunda "Bunu Rabbimiz böyle dilemiştir." diyen insan sayısı gittikçe azalıyor. 

Doktora gidiyorsunuz, "Her şey normal ama şu da olabilir, bu da olabilir." diyor.


Tevhidin olmadığı yerde şüphe kaçınılmazdır.


Bir anne ve babanın cinsel birlikteliğinde 3 yerden problem çıkabilir tıbben. Babadan, anneden, döl yolundan.


Başka bir ihtimal yok, 4. bir yere bakamazsın. Doktor 35 yere bakar.


4. nokta ve hepsini kuşatan ve en başta Rabbimin dileğidir. İstemeyince olmaz. Dilediğinde suret veren, akide babında yaratıcılığın merkezindedir. Onu bir kenara koyarak sürdürülegelen hayat, Müslümanların akidesinin bozulmasına sebep olmuştur.


Diyerek 1. bölüme burada ara verelim. 2. bölümde konuya kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah. 



Kaynak: Fütuhatı Seyyid Muhammed Ruhi

ETİKETLER
akaiddersler